Siyasal Değerlendirme Türkiye uzun süredir siyasal gerilimin yüksek olduğu bir dönemden geçiyor. Tartışmaların sertleşmesi, fikir ayrılıklarının düşmanlık diline evrilmesi artık sıradanlaşmış durumda. Ancak şu soruyu sormak gerekiyor: Bu gerilim hali..
Siyasal Değerlendirme Türkiye uzun süredir siyasal gerilimin yüksek olduğu bir dönemden geçiyor. Tartışmaların sertleşmesi, fikir ayrılıklarının düşmanlık diline evrilmesi artık sıradanlaşmış durumda. Ancak şu soruyu sormak gerekiyor: Bu gerilim hali kime ne kazandırıyor? Siyasetin temel görevi cephe üretmek değil, temsil alanını genişletmektir. Bugün toplumun önemli bir kesimi kendisini iki sert blok arasında sıkışmış hissediyor. Bu sıkışmışlık hali yeni bir arayışı da beraberinde getiriyor. İnsanlar artık bağıran değil konuşan, dışlayan değil kapsayan bir siyaset görmek istiyor. Cumhuriyet, bu ülkenin tartışma konusu değil ortak zeminidir. Ancak bu zemin üzerinden sürekli bir ideolojik gerilim üretmek toplumsal fayda sağlamıyor. Devletin kurucu değerleri, günlük polemiklerin malzemesi haline getirildiğinde hem anlamını yitiriyor hem de ayrışmayı derinleştiriyor. Türkiye’nin ihtiyacı değerler üzerinden kavga etmek değil, değerleri ortak paydada güçlendirmektir. Toplumda belirgin bir yorgunluk hissediliyor. Sürekli kriz diliyle konuşan siyaset, seçmeni motive etmek yerine uzaklaştırıyor. Özellikle kentli ve eğitimli kesimlerde daha dengeli, daha rasyonel ve daha kurumsal bir siyaset beklentisi yükseliyor. Bu beklenti ideolojik savrulma değil, istikrar arayışıdır. Genç kuşaklar için mesele artık kimlik tartışmaları değil, gelecek güvencesidir. Liyakat, şeffaflık ve öngörülebilirlik talebi her geçen gün daha görünür hale geliyor. Gençler sürekli geçmişe referans veren değil, geleceğe dair somut hedef koyan bir siyasal akıl görmek istiyor. Türkiye’nin içerde sürekli gerilim üreten bir siyasetle küresel rekabette güç kazanması mümkün değildir. İç istikrar, dış iddianın ön şartıdır. Bunun yolu da karşı tarafı zayıflatmaya çalışmak değil, ortak zemini büyütmekten geçer. Bugün siyaset için asıl sınav şudur: Sertleşerek dar bir tabanı konsolide etmek mi, yoksa yumuşayarak geniş bir güven alanı oluşturmak mı? Türkiye’nin ihtiyacı ikinci seçenektir. Çünkü merkez boşaldığında uçlar güçlenir; merkez güçlendiğinde ise toplum rahatlar. Yeni bir toplumsal denge mümkündür. Bu denge ne kimliğinden vazgeçmeyi gerektirir ne de inançlardan ödün vermeyi. Gereken şey, farklılıkları çatışma unsuru olmaktan çıkarıp ortak hedeflere yöneltebilmektir. Türkiye kutuplaşmadan çıktığı gün, siyaset yeniden güven üreten bir kuruma dönüşecektir. Ve güven üretmeyen hiçbir siyasal yapı uzun vadede kalıcı olamaz.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.