TARİHİN SÖNMEYEN IŞIĞI İLBER ORTAYLI

İlber Ortaylı yalnızca kitaplarıyla değil, sözleriyle de bir çağın tanığıydı. Tarihin tozlu raflarından çıkıp bugünün meselelerine ışık tutabilen nadir münevverlerden biriydi.    Onu çoğu insan televizyon programlarındaki keskin çıkışlarıyla tanıdı…

TARİHİN SÖNMEYEN IŞIĞI İLBER ORTAYLI
Yayınlanma: Güncelleme: 9 views

İlber Ortaylı yalnızca kitaplarıyla değil, sözleriyle de bir çağın tanığıydı. Tarihin tozlu raflarından çıkıp bugünün meselelerine ışık tutabilen nadir münevverlerden biriydi. 

 

Onu çoğu insan televizyon programlarındaki keskin çıkışlarıyla tanıdı. Ama o aslında hayatı boyunca tek bir şeyle mücadele etti: cehaletle. Çünkü ona göre bir milletin kaderini belirleyen şey yalnızca siyaset değildi. Eğitimdi. Disiplindi. Dil bilmekti. Merak etmekti. Ve en önemlisi, düşünmekti. Benim hafızamda ise İlber Hoca yalnızca kitaplarıyla değil, geçen sonbaharda İzmir’de yaptığımız kısa ama derin sohbetle yaşayacak.

 

 

Geçtiğimiz yıl Eylül ayının ikinci yarısında, İzmir’de onun adına açılacak kütüphanenin programı için şehrimize gelmişti. Programın ardından uçağının kalkış saatini beklerken deniz kıyısında kısa bir sohbet etme fırsatı bulduk.

 

O gün onu ilk kez bu kadar yorgun gördüm. Bilgiyle dolu bir ömrün ardından gelen bir yorgunluk vardı yüzünde. Sohbet ederken bir ara hafifçe gülümsedi ve şöyle dedi:

“Beni nezaketle davet ettiler ama artık çağırmasınlar böyle şeyler için… çok yorgunum.”

 

Bu cümle yalnızca bedensel bir yorgunluğun ifadesi değildi. Sanki yıllardır anlatıp durduğu gerçeklerin duyulmadığını görmekten doğan bir bezginlikti. Sohbet ilerledikçe konu ülkenin gidişatına geldi. Tarihçi refleksiyle konuşuyordu. Meselelere günübirlik politik tartışmaların ötesinden bakıyordu. İç ve dış politikada yapılan hataları vurgularken özellikle kontrolsüz göç politikalarının Türkiye için ciddi bir güvenlik zaafiyeti oluşturduğunu söyledi.

 

Bir milletin demografisinin plansız şekilde değişmesinin tarih boyunca nasıl sonuçlar doğurduğunu anlatıyordu. “Kürt meselesi” adı altında yıllardır büyütülen ve yanlış politikalarla içinden çıkılmaz bir düğüme dönüştürülen sorunların da ülkeye ağır bedeller ödettiğini dile getirdi.

 

Ama bütün bunları anlatırken yüzünde yalnızca bir eleştirinin değil, derin bir yorgunluğun ifadesi vardı. Sanki artık bu yanlışları görmekten yorulmuş bir bilgenin bakışı…

 

O an fark ettim ki İlber Hoca aslında hayatı boyunca aynı şeyi anlatmıştı. Bir millet ancak bilgiyle ayakta kalır. Bu yüzden eğitim konusundaki uyarıları her zaman sertti. Çünkü yarı bilgili bir toplumun geleceğinin karanlık olacağını çok iyi biliyordu. Dil bilmeyen, dünyayı tanımayan, arşivlere girmeyen bir gençliğin güçlü bir devlet kuramayacağını söylerdi.

 

Gençlere en çok verdiği öğütlerden biri şuydu:

 

“Yemeyin, içmeyin, para biriktirin ve dünyayı gezin.”

 

Çünkü dünyayı görmeyen bir insanın kendi ülkesini de doğru anlayamayacağını düşünürdü. Onun hayatı boyunca savunduğu bir başka şey de Cumhuriyet’in toplumsal dönüşüm gücüydü. Bir yazısında, hastalandığı bir gece kendisine müdahale eden dört kadın sağlık çalışanından söz eder ve şöyle der:

 

“Zaman makinesine binebilsem Gazi Paşa’ya bir telgraf çekmek isterdim:

 

“Paşam, dört Türk kadını ihtiyar moruk profesörü kurtardı. İnkılaplar hedefine varmıştır.”

 

Bu cümle aslında bir tarihçinin Cumhuriyet’e düşürdüğü en anlamlı notlardan biriydi. Çünkü Cumhuriyet devrimleri yalnızca kurumları değil, toplumu da dönüştürmüştü. Bugün hastanelerde hayat kurtaran, bilim üreten, ülkenin kaderine yön veren kadınlar o devrimlerin eseridir. İlber Hoca bunu çok iyi biliyordu. Belki de bu yüzden Cumhuriyet’e yönelik her gerileme girişimini aynı sertlikle eleştirdi.

 

O gün İzmir’de yaptığımız sohbeti düşündüğümde, aslında onun sözlerinde bir bilgenin son uyarılarını duyuyorum.

 

Bir tarihçi, bir milletin hangi hataları yaparsa zayıflayacağını çok iyi bilir. İlber Ortaylı da bunu hayatı boyunca anlatmaya çalıştı. Ama belki de en büyük mirası şu cümlede saklıdır:

 

“Bir millet bilgiye sırtını dönerse, tarih ona acımasız davranır.”

 

Bugün büyük bir tarihçiyi uğurluyoruz. Ama onu gerçekten uğurlamak mümkün değil. Çünkü bazı insanlar öldükten sonra bile konuşmaya devam eder. İlber Hoca da onlardan biri.

Kitaplarında, öğrencilerinde ve bu ülkenin hafızasında yaşamaya devam edecek. Ve belki de bir gün, gerçekten bilgiye değer veren bir toplum olduğumuzda, bir yerlerden yine o ironik sesi duyacağız:

 

“Paşam… inkılaplar gerçekten hedefine varmış.”

 

Ruhu şad olsun.

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.