Mustafa Tübcel’in konuşması;
CEMİL TUGAY YALNIZ MI BIRAKILIYOR? MURAT BAKAN’IN AÇIKLAMALARI KİME HİZMET EDİYOR?
Buca Cezaevi arazisi üzerinden yürüyen tartışma, basit bir imar planı meselesinin çok ötesine geçmiş durumda. Konu artık “yarısı yeşil alan mı olsun, tamamı mı?” sorusundan ziyade, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın siyaset sahnesinde ne kadar yalnız bırakıldığı sorusunu gündeme getiriyor.
Öncelikle şunu açıkça söylemek gerekiyor:
Cemil Tugay’ın aldığı karar teknik ve mali gerçeklere dayalı bir karardır. Alan İller Bankası mülkiyetinde. Tamamının yeşil alan ilan edilmesi durumunda İzmir Büyükşehir Belediyesi yaklaşık 18 milyar TL’lik bir kamulaştırma bedeliyle karşı karşıya kalacak. Bu bedel, geçmiş dönemlerden devralınan borç yüküyle boğuşan bir belediye için açıkça felaket anlamına gelir.
Cemil Tugay bunu söylüyor. Açık, net, belgeli biçimde.
Peki Murat Bakan ne yapıyor?
Bu mali gerçekleri yok sayarak, hiçbir çözüm önerisi sunmadan, “tamamı yeşil alan olsun” demekte ısrar ediyor.
Burada sormak gerekiyor:
Murat Bakan bu parayı nereden bulacak?
İller Bankası’nı ikna etmek için hangi somut girişimi yaptı?
Merkezi iktidarla hangi protokolü masaya koydu?
Cevap yok.
Daha da önemlisi şu: Murat Bakan üç dönemdir milletvekili. Yani siyasetin, bürokrasinin ve Ankara dengelerinin yabancısı değil. Buna rağmen, gerçekleşmeyeceğini bildiği talepleri yüksek sesle dile getirmesi, iyi niyetli bir çözüm arayışından çok, Cemil Tugay’ı partisi içinde zor durumda bırakma hamlesi olarak okunuyor.
İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:
Bu çıkışlar Cemil Tugay’ın işini kolaylaştırmak için mi yapılıyor, yoksa onu CHP içinde tartışmalı, hatta hedef haline getirmek için mi?
Daha da düşündürücü olan şu: Cemil Tugay yaklaşık iki yıldır görevde. Bu süre boyunca yaptığı altyapı çalışmaları, mali disiplin çabaları, kriz yönetimi, borçlarla mücadele süreci neden aynı çevreler tarafından hiç konuşulmuyor? Başkanın yaptığı hiç mi doğru, hiç mi güzel iş yok?
Eğer yoksa bu açıkça söylenmeli. Varsa da neden sadece sorunlu başlıklarda, üstelik sert bir dille eleştiriliyor?
Murat Bakan’dan güçlü bir sahiplenme gördük mü?
Hayır.
Ama konu siyasi polemik yaratmaya gelince, ses birden yükseliyor.
Siyaset, sorumluluk almadan üstünlük taslamak değildir. “Bakanlık yapsın, millet bahçesi olsun” demek kolay.
Gerçekçi mi? Hayır.
O halde Murat Bakan’ın bu söylemler kime hizmet ediyor?
Cemil Tugay’ın söylediği söz bu yüzden ağır ama yerindedir:
“Ya İller Bankası’nı ikna etsinler ya da 18 milyar TL’yi bulsunlar.”
Bu bir polemik değil, bir yönetim çağrısıdır.
Sonuç olarak Murat Bakan’ın bu çıkışı, İzmir’e kazandırılacak bir yeşil alan mücadelesi gibi değil; CHP’li bir büyükşehir belediye başkanının siyasi yalnızlığını derinleştiren bir hamle gibi durmaktadır. Eğer amaç gerçekten kamu yararıysa, bu Ankara’dan slogan atarak değil, sorumluluk alarak yapılır.
Asıl soru şudur:
Bu çıkışlar gerçekten İzmir’in yararına mı, yoksa Cemil Tugay’ı partisi içinde tartışmalı hale getirmek için mi yapılıyor?
Hatta daha açık soralım: Cemil Tugay’ın CHP’den ayrılması ya da ihraç edilmesi için mi zemin hazırlanıyor?
BASMANE ÇUKURU
Bu tartışmada artık teknik açıklamaların arkasına saklanmanın anlamı yok. Basmane Çukuru, 28 yıldır İzmir’in ortasında duran bir utançtır ve bu utancın sorumluları bugün en yüksek sesle konuşanlardır.
Aziz Kocaoğlu’nun bugün çıkıp “çırak çıkma”, “fes giydirirler”, “çuvala girersiniz” gibi laflarla Cemil Tugay’a ayar vermeye çalışması samimi değil, tam anlamıyla siyasi bir kaçıştır. Çünkü sorulması gereken soru bellidir ve bu sorunun cevabı yoktur:
Madem bu işi bu kadar iyi biliyordunuz, neden yıllarca belediye başkanlığı yaparken bu çukuru kapatamadınız?
Gerçek şu:
Cemil Tugay bu dosyayı enkaz olarak devraldı.
Sadece bir arsa değil;
- bitmeyen davalar,
- yanlış kurgulanmış protokoller,
- gerçek dışı beklentiler
ve özellikle Tunç Soyer döneminin bıraktığı ağır hasarla karşı karşıya kaldı.
Tunç Soyer döneminde belediye;
- son üç yıla sıkıştırılmış kontrolsüz personel alımlarıyla dolduruldu,
- siyasi popülizm uğruna yanlış kararlar alındı,
- belediye yönetimi adeta savruldu.
Bugün gelinen noktada, o dönemin kararlarının bir kısmı yargı konusu olmuş, Soyer ise bu sürecin sonucu olarak cezaevinde bulunan bir eski başkan konumuna düşmüştür. Bu tablo ortadayken hâlâ “hukuki mücadeleye devam edelim” demek ya gerçeklerden kopukluk ya da bilinçli oyalamadır.
Cemil Tugay’ın farkı burada ortaya çıkıyor.
O, “hiçbir şeye dokunmayalım, 10–15 yıl daha bekleyelim” demiyor.
O, İzmir’i daha fazla kaybettirmemek için gerçekçi davranıyor.
Ortada çok net bir tablo var:
- Hukuki süreç yıllar sürecek
- Sonunda belediyenin ödeyemeyeceği 60 milyon dolarlık yük çıkacak
- Ve İzmir merkezindeki bu alan yine çukur olarak kalacak
Buna “direnç” demek kolay, ama bunun adı çözümsüzlük siyasetidir.
Aziz Kocaoğlu’nun “biz %30 pay aldık” savunması da artık kimseyi ikna etmiyor.
Evet, %30 alındı.
Ama o %30 ile hiçbir şey yapılmadı.
Çukur yerinde durdu, İzmir kaybetti.
Cemil Tugay ise o %30’u:
- satıp ranta çevirmek yerine
- kültür merkezi yaparak halka açıyor.
Bu tercihi “kıyak” diye tanımlamak ancak iyi niyetli olmamakla açıklanabilir.
“Fes giydirirler” gibi laflar ise siyasetin dili değil, tehdit imasıdır. Bir belediye başkanına bu dille yüklenmek eleştiri değil, algı operasyonudur.
Bugün mesele şudur:
Ya Cemil Tugay gibi risk alıp çözüm üreteceksiniz,
ya da geçmişte çözemediğiniz bir sorunu kullanarak bugünü sabote edeceksiniz.
Cemil Tugay çözüm tarafındadır.
Karşısında duranlar ise 28 yıllık başarısızlığın hesabını vermek istemeyenlerdir.
Bu yüzden bu tartışma bir “protokol” tartışması değil,
eski düzen ile çözüm iradesi arasındaki çatışmadır.
Ve İzmir artık çukur değil, çözüm istiyor.