“ACELE KAMULAŞTIRMA KILIFIYLA TOPRAĞA VE MİLLETİN MÜLKÜNE DOKUNMAYIN!”

Son yıllarda özellikle Ege Bölgesi’nde yaşanan bazı uygulamalar, Türkiye Cumhuriyeti hukuk düzeninin temel ilkeleri açısından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. “Acele kamulaştırma” adı altında yürütülen süreçlerin, kamunun gerçek yararını gözetmekten uzaklaşarak..

“ACELE KAMULAŞTIRMA KILIFIYLA TOPRAĞA VE MİLLETİN MÜLKÜNE DOKUNMAYIN!”
Yayınlanma: Güncelleme: 17 views

Son yıllarda özellikle Ege Bölgesi’nde yaşanan bazı uygulamalar, Türkiye Cumhuriyeti
hukuk düzeninin temel ilkeleri açısından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. “Acele
kamulaştırma” adı altında yürütülen süreçlerin, kamunun gerçek yararını gözetmekten
uzaklaşarak vatandaşın mülkiyet hakkını zedeleyen bir uygulamaya dönüştüğü yönünde
güçlü iddialar bulunmaktadır.
Anayasa’nın 35. maddesi mülkiyet hakkını güvence altına almıştır. Aynı şekilde 46.
maddede kamulaştırmanın yalnızca gerçek kamu yararı bulunması halinde
yapılabileceği açıkça hüküm altına alınmıştır. Kamulaştırma Kanunu ise bu süreci açık ve
net bir şekilde düzenlemiştir.
Normal şartlarda kamulaştırma süreci;
Kamu yararı kararının alınması
Kamulaştırmaya hazırlık işlemleri
Maliklerle uzlaşma görüşmelerinin yapılması
Uzlaşma sağlanamazsa yargı yoluna başvurulması
Tapunun mahkeme kararıyla idare adına tescili
gibi hukuki aşamalardan oluşmaktadır.
İdare ancak bu süreçlerin tamamlanmasından sonra taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisi
kazanabilir.
Ancak Kamulaştırma Kanunu’nun 27. maddesinde düzenlenen “Acele Kamulaştırma”,
bu sürecin istisnai bir yöntemidir. Kanunun gerekçesinde bu uygulamanın amacı açıkça
belirtilmiştir:
“Acele ve istisnai hallerde, kanunun önceki hükümlerine uyulmasının çeşitli sakıncalar
yaratabileceği durumlarda kamunun büyük zararlara uğramasını önlemek.”
Yani acele kamulaştırma;
yurt savunması gibi olağanüstü durumlarda,
doğal afet ve benzeri acil kamu ihtiyaçlarında,
gecikmenin telafisi mümkün olmayan hallerde
başvurulabilecek istisnai bir yöntemdir.
Ancak bugün gelinen noktada kamuoyuna yansıyan birçok olayda bu istisnai yetkinin
sıradan bir uygulamaya dönüştürüldüğü yönünde ciddi endişeler vardır.
Özellikle Ege Bölgesi’nde;
zeytinliklerin,
incir bahçelerinin,
ceviz ve kestane üretim alanlarının
“acele kamulaştırma” kararlarıyla özel şirketlerin faaliyet alanlarına dönüştürüldüğü
yönünde iddialar gündeme gelmektedir.
Bu durum yalnızca bir mülkiyet meselesi değildir.
Bu aynı zamanda;
Türkiye’nin tarımsal üretim güvenliği,
kırsal ekonomisi,
köylünün yaşam hakkı,
ve milli servetin korunması meselesidir.
Zeytin ağacı, Anadolu’nun binlerce yıllık kültürüdür.
İncir, Ege’nin dünya markasıdır.
Ceviz ve kestane, kırsal üretimin bel kemiğidir.
Bu ağaçlar sadece ağaç değildir.
Bunlar;
Türk köylüsünün emeği,
milli ekonominin üretim damarları,
gelecek nesillerin mirasıdır.
Ancak iddialara göre acele kamulaştırma kararlarına karşı açılan davaların sonuçları
beklenmeden;
üretim alanlarının tahrip edildiği,
binlerce ağacın kesildiği,
köylülerin protesto ettiği için gözaltına alındığı ve tutuklandığı
görülmektedir.
Bu tablo kabul edilemez.
Devlet; vatandaşın mülkünü korumak için vardır.
Devlet; şirketlerin güvenliğini sağlamak için değil, milletin hakkını korumak için vardır.
Türk jandarması ve Türk polisi;
şirketlerin özel güvenlik gücü değildir,
Türk milletinin hukukunu koruyan devlet gücüdür.
Bu nedenle güvenlik güçlerimizin, millet ile şirketler arasında karşı karşıya getirildiği
görüntüler hem devlet otoritesi hem de toplumsal barış açısından son derece
sakıncalıdır.
ATA Parti olarak açıkça ifade ediyoruz:
Türkiye Cumhuriyeti Devleti;
şirket devleti değildir.
ihale devleti değildir.
sermaye gruplarının tahsilat bürosu değildir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti;
Türk milletinin devletidir.
Toprak, bu milletin varlık sebebidir.
Toprak, milletin namusudur.
Türk köylüsü, bu ülkenin üretim gücüdür.
Türk çiftçisi, bu milletin alın teridir.
Eğer bir uygulama;
köylüyü mağdur ediyorsa,
üretimi yok ediyorsa,
milli tarımı zayıflatıyorsa,
ve kamu yararı yerine özel çıkarları büyütüyorsa
orada kamu yararından değil kamu zararından söz edilir.


ATA Parti olarak çağrımız nettir:
1- Acele kamulaştırma kararlarının tamamı hukuki denetime açık ve şeffaf biçimde
yeniden incelenmelidir.
2- Yargı süreci sonuçlanmadan üretim alanlarında geri dönüşü olmayan müdahaleler
yapılmamalıdır.
3- Zeytinlikler, tarım alanları ve kırsal üretim bölgeleri milli tarım politikası kapsamında
korunmalıdır.
4- Devletin güvenlik güçleri hiçbir özel şirketin uygulama aparatı haline getirilmemelidir.
5- Kamulaştırma süreçleri Anayasa’nın mülkiyet hakkı ve kamu yararı ilkeleri
doğrultusunda yürütülmelidir.
Bizler inanıyoruz ki;
Türk milleti toprağıyla vardır.
Türk devleti milletiyle güçlüdür.
Toprağın, ağacın, üretimin ve köylünün karşısında duran hiçbir politika sürdürülebilir
değildir.
ATA Parti olarak;
Türk köylüsünün,
Türk çiftçisinin,
Türk üreticisinin
ve Türk toprağının yanında olmaya devam edeceğiz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
ATA PARTİ İZMİR İL BAŞKANLIĞI
İL BAŞKANI : Resül KARA

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.