“6 Şubat Depremleri, sadece jeolojik boyutuyla ve depremde kaybettiğimiz insanlarımızın sayısıyla değerlendiriliyor. Elbette bu ölçekte bir afet hakkında konuşurken bu ölçüleri bir kenara bırakamayız. Ancak 6 Şubat depremleri sadece o..
“6 Şubat Depremleri, sadece jeolojik boyutuyla ve depremde kaybettiğimiz insanlarımızın sayısıyla değerlendiriliyor. Elbette bu ölçekte bir afet hakkında konuşurken bu ölçüleri bir kenara bırakamayız. Ancak 6 Şubat depremleri sadece o gün gerçekleşmiş bir afet olarak hatırlanırsa, buradan gerekli dersleri çıkaramayız. 6 Şubat üzerine konuşurken, bu felaketin nasıl algılanması gerektiğini de tartışmak zorundayız.
17 Ağustos 1999 depremi nasıl ki o dönemin Türkiye’sinin idari, siyasi, toplumsal, iktisadi ve kültürel sorunlarını ortaya çıkarmışsa, 6 Şubat da AKP Türkiye’sinin sorunlarını, yetersizliklerini ve çürümüşlüğünü ifşa etmiştir. O gün sadece 11 şehrimiz değil, AKP’nin propagandaları, algı çalışmaları, ‘Türkiye Yüzyılı’ reklamı da yıkılmıştır.
YILDIRIM KARA: 6 ŞUBAT GECESİ DEVLET YOKTU
Depremi hatırlamaya, deprem günü gelmeyen yardımları, insanların günlerce enkaz altında bekletilmesini de hatırlamakla başlamalıyız. 6 Şubat günü, devlet yoktu. AKP’nin içini boşalttığı kurumlar, başta AFAD olmak üzere, afete müdahale etmekte yetersiz kalmışlar; bu yetersizlik sonucunda belki de kurtarılabilecek binlerce canımız kaybedilmiştir. Afetlere müdahale konusundaki yetersizlik, sırf TSK’dan yardım istemiş görünmemek için birliklerin kışlalarda tutulmasında tezahür etmiştir. Bu konuda benzer bir sorunun yaşanmaması için bir Afet Bakanlığı kurulması, AFAD’ın kurumsal bağımsızlığının güçlendirilmesi gibi önerilerde bulunduk ancak sırf biz söylüyoruz diye hiçbir adım atılmadı. Oysa AFAD’ın statüsündeki sorun, bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından itiraf ve kabul edilmiştir.
YILDIRIM KARA: ÜÇ YILDIR HAYATTA KALMA MÜCADELESİ VERİYORUZ
Hatay, depremden bu yana, üç yıldır bir hayatta kalma mücadelesi veriyor. Bu mücadelenin gerçekleştiği yerlerin en önemlisi elbette konteyner kentler. Her yıl ‘Bu yıl bitti’ denilerek ötelenen konut teslim tarihini beklerken bu konteyner kentlerin içinde başka sorunlar ortaya çıktı. Uyuşturucu kullanımı, kadına yönelik şiddet, güvenlik yetersizliği gibi meseleleri pek çok kez gündeme getirdik. Bir yandan konteyner kentlerdeki durumun düzeltilmesi için uğraşırken bir yandan da konutların teslim edilme süreçlerini takip ettik.
Ancak bir sorun çözülürken başka bir sorun peşinden geldi: ‘İnşaatların ihtiyacı var’ denilerek, ÇED raporu aranmaksızın açılan taş ve maden ocakları, beton santralleri büyük bir çevre kirliliğine yol açtı. Rezerv alanlar ve kamulaştırma süreçleri, özellikle meyve bahçeleri ve tarlalar üzerine yapılacak konutlar söz konusu olduğunda, yurttaşlar, kolluk güçleri ve bürokrasi arasında anlaşmazlıklara, kimi zaman çatışmalara sebep oldu. Bazı konutlarda işçilik ve malzeme kalitesinin istenilen düzeyde olmadığını; bazı konutların ise yol, elektrik, doğal gaz gibi altyapı hizmetlerinden yoksun olduğunu gördük.
Bu eksiklerin giderilmesi için hem mülki idare düzeyinde girişimlerde bulunduk hem de mecliste pek çok kez söz aldık. Şehrimiz yeniden inşa edilirken yeşil alanların ve tarihi eserlerin korunması, demografik yapının bozulmaması gerektiğini vurguladık; yurttaşların bu doğrultudaki tespit ve taleplerini her zaman dile getirmeye çalıştık. Hatay yeniden inşa edilecekse bunun kentimizin kimliğine sadık kalarak yapılması gerekiyordu. Ancak bugün özellikle yeşil alanlarımızın ve kültür varlıklarımızın yitirildiğini, mahallelerimizin dağıldığını görüyoruz. Bu esnada ne yazık ki eşya yardımı sözü de sessiz sedasız biçimde unutuldu.

YILDIRIM KARA: HATAY YENİ YILA UMUTLA DEĞİL, KARANLIKTA GİRDİ
Konut sorununun yanı sıra altyapı sorunları da zaman içinde giderek yoğunlaştı, çözüleceği yerde ağırlaştı. Elektrik ve internet kesintileri yüzünden yaşanan mağduriyetler katlanılmaz bir noktaya ulaştı; şehrimiz yeni yıla umutla değil, elektrik kesintisiyle başladı. Bu da yetmiyormuş gibi elektrik dağıtım şirketi yurttaşların kaçak elektrik kullandığını söyleyerek mağdur suçlamanın çirkin bir örneğine imza attı. Hatay’da elektrik ve internetin yanı sıra sağlık alanında da büyük eksikler var. ASM’lerin konteynerlerden çıkması ve yenilerinin inşa edilmesi gerekirken süreç ağırdan alındı. Var olan hastanelerin kapasitesi yetersiz çünkü ya doktor ya ekipman ya da ikisi birden yok; yurttaş, tedavi olabilmek için ya başka illere gidiyor ya da bizi arayıp yardım talebinde bulunuyor. Okullar şantiyelerin arasında kalmış vaziyette; bu da yetmiyormuş gibi bazı kamu kurumları halen okul binalarını kullanmaya devam ediyor, pek çok okulda ise altyapı sorunları eğitimi aksatıyor.
YILDIRIM KARA: VAN’A 5 YIL VERİLDİ, HATAY’A ‘BAŞINIZIN ÇARESİNE BAKIN’ DENİLDİ
Ülkedeki ekonomik sorunlar, Hatay’da, depremin nedeniyle adeta çarpan etkisiyle daha da ağır biçimde yaşanmakta. Bu konuda iktidarın mücbir sebep halini sona erdirmesi, bizler için bir turnusol görevi gördü: İktidar, Hatay’a ve genel olarak deprem bölgesine bütçe açığının sorumlusu gözüyle baktığını itiraf etmiştir. Van depreminde 5 yıl süreyle uygulanan mücbir sebep, çok daha yıkıcı bir depremin gerçekleştiği 11 ilden esirgenmiştir. Özellikle KOBİ’lerin krediye erişiminin zorlaştırılmasıyla birleşince, yerel ekonomi adeta kaderine terk edilmiş, ‘Başınızın çaresine bakın’ denilmiştir.
İktidar, mücbir sebep halini uzatmayarak esnafa da; zirai don ve artan girdi maliyetleri nedeniyle zor durumdaki çiftçilere de sırt döndü. Özellikle narenciyede çok ciddi kayıplar yaşayan üreticilerimiz ne bu dönemde ne de 2025 yılı boyunca süren kuraklık boyunca bekledikleri ve hak ettikleri desteği görebildi.
YILDIRIM KARA: ŞEHRİMİZİ HAFIZASIYLA, EKONOMİSİYLE, KÜLTÜRÜYLE AYAĞA KALDIRACAĞIZ
Sonuç olarak karşımızdaki tablo; yalnızca yıkılan binaların yerine yenisini dikme meselesi değil, bir kentin hafızasının, ekonomisinin ve sosyal dokusunun bütüncül bir anlayışla ayağa kaldırılması meselesidir. 6 Şubat’ın üçüncü yılında Hatay; elektrik kesintileriyle karanlığa mahkûm edilmiş, internet erişimi olmadığı için dünyadan koparılmış ve sağlık hizmetlerine ulaşamadığı için çevre illere muhtaç bırakılmış bir kent görünümündedir.
İktidarın, deprem bölgesini bütçe açığının bir sorumlusu gibi görmesi ve Hatay’ı adeta bir yük olarak algılaması kabul edilemez. Van depreminde yurttaşlardan esirgenmeyen kolaylıkların Hataylıdan esirgenmesi, esnafın ve çiftçinin bu ekonomik buhranda kaderine terk edilmesi, sadece bir ihmal değil, bilinçli bir tercihtir. Hatay’ın binalarını, kimliğini, demografik yapısını ve kültürel mirasını hep birlikte ayağa kaldırmak zorundayız.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.