Azerbaycanlı Araştırmacı Yazar Halide Halit’ büyük ses getiren “Önce Vatan” ve “Sonsuzluğa Kanat Açanlar” projelerini son dönemlerin başarılı Sunucu/Moderatörü Gözde Şahin’e anlattı. Türkiye ve Azerbaycan arasındaki kardeşlik bağı, yalnızca diplomatik..
Azerbaycanlı Araştırmacı Yazar Halide Halit’ büyük ses getiren “Önce Vatan” ve “Sonsuzluğa Kanat Açanlar” projelerini son dönemlerin başarılı Sunucu/Moderatörü Gözde Şahin’e anlattı.
Türkiye ve Azerbaycan arasındaki kardeşlik bağı, yalnızca diplomatik ilişkilerle değil; ortak tarih, ortak acılar ve ortak kahramanlık hikâyeleriyle de güçlenmeye devam ediyor. Araştırmacı yazar Halide Halid, Türkiye ve Azerbaycan şehitlerinin hatıralarını yaşatmayı amaçlayan projeleriyle bu ortak hafızaya önemli katkılar sunuyor. “Önce Vatan” ve “Sonsuzluğa Kanat Açanlar” projeleriyle iki kardeş ülkenin kahramanlarının hayat hikâyelerini araştıran ve uluslararası kamuoyuna tanıtmayı hedefleyen Halid ile hem bu anlamlı çalışmaların ortaya çıkış hikâyesini hem de Türkiye–Azerbaycan kardeşliğinin kültürel boyutunu konuştuğumuz röportajımız sizlerle..
1. Azerbaycan’ın Lenkeran şehrinde doğdunuz ve kariyerinize genç yaşta radyo spikerliği ile başladınız. Medya ve yazarlık yolculuğunuz nasıl başladı?
Lenkeran’da doğup büyümek, bana hem kültürel, hem de duygusal bir kök verdi. Memleketimin doğası, yaratıcı ruhlar için bir ilham pınarı, bir hazinenin kapısını aralar. Bu topraklarda denizin mavi serinliği, ormanın huzurlu gölgesi, dağların heybeti bir aradadır. Bugün bir yazar olarak varlığımı sürdürebiliyorsam, yaratıcı ruhumun mayası işte bu topraklarda yoğrulmuştur.
Küçük yaşlardan itibaren sözün gücüne, insanların hikâyelerine ve onların hislerini ifade etme biçimlerine ilgi duyuyordum. Bu ilgi zamanla beni medyaya yönlendirdi. Genç yaşta radyo spikerliği ile başladım. Mikrofonun arkasında olmak, insanlara sesimle ulaşmak benim için sadece bir iş değil, aynı zamanda bir sorumluluktu. Orada öğrendiğim en önemli şey, bir cümlenin bile insanın ruhuna dokunabileceğiydi.
Zamanla sadece konuşmakla yetinmek istemedim. Yazmanın daha derin, daha kalıcı bir ifade biçimi olduğunu fark ettim. Özellikle toplumsal konular, insan hikâyeleri ve içsel yolculuklar üzerine yazmaya başladım. Yazarlık benim için bir meslekten öte, bir anlatma ihtiyacına dönüştü. Kısacası, medya yolculuğum merakla başladı, zamanla bir tutkuya ve sonra da bir sorumluluğa dönüştü.
2.Akademik çalışmalarınızda Türk halkları edebiyatı ve özellikle Şehriyar üzerine yoğunlaştınız. Bu çalışmalar Türk dünyasına bakışınızı nasıl şekillendirdi?
Akademik çalışmalarımda Türk halkları edebiyatına yönelmem, aslında köklerimi daha derin anlama ihtiyacından doğdu. Özellikle Muhammed Hüseyin Şehriyar üzerine çalışmak, bana sadece bir şairi değil, bir milletin hafızasını, dilini ve yaşadığı acıları anlamayı öğretti.
Şehriyarın eserlerinde gördüğüm en güçlü şey, dilin sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda kimlik ve varoluş meselesi olmasıydı.
Şehriyar’ın Türklüğe ve Türk dünyasına olan derin tutkusu, benim bakışımı daha bilinçli ve derin bir hâle getirdi. Farklı coğrafyalarda yaşayan Türk halklarının aslında ortak bir ruhu ve ortak bir hafızası olduğunu artık daha net görebiliyorum. ‘Haydar Baba’ya Selam’ manzumesi, sade ve akıcı diliyle, ilk okul öğrencisinden yüksek öğrenim görmüş bireylere kadar herkese hitap ediyor; bu eser, bizim ortak hafızamızın ve ruhumuzun bir yansımasıdır.
Bu araştırma, Şehriyarın Türklüğe ve Türk dünyasına olan derin tutkusu sayesinde, benim Türk dünyasına bakışımı daha bilinçli ve derin bir hâle getirdi. Farklı coğrafyalarda yaşayan Türk halklarının aslında ortak bir ruhu ve ortak bir hafızası olduğunu ise daha net görmeye başladım. Yaptığım çalışmalar bana şunu da öğretti: edebiyat, sınırları aşan bir köprüdür. Aynı dili konuşmasak bile, aynı duyguda buluşabiliyoruz. Türk dünyasına artık sadece coğrafi ya da siyasi bir çerçeveden değil, kültürel ve duygusal bir bütünlük olarak bakıyorum.
Bu akademik yolculuk benim için sadece bir araştırma süreci değil, aynı zamanda kimliğimi ve ait olduğum dünyayı yeniden keşfetme süreci oldu.
3. Azerbaycan Milli İlimler Akademisi’nde uzun yıllar araştırmacı olarak görev yaptınız. Akademik birikiminiz yazdığınız makalelere ve projelere nasıl yansıyor?
Azerbaycan Milli İlimler Akademisi’nde geçirdiğim yıllar, düşünce yapımı ve yazı disiplinimi derinden etkiledi. Akademik ortam bana olaylara daha sistemli, daha derinlikli ve sorumlu bir şekilde yaklaşmayı öğretti. Bu birikim, yazdığım makalelere doğrudan yansıyor. Sadece duygularla değil, aynı zamanda sağlam kaynaklara, tarihsel arka plana ve analizlere dayanmaya özen gösteriyorum; bu da yazılarıma hem derinlik hem de güvenilirlik katıyor.
Bilimsel alanda, benden bağımsız nedenlerden dolayı geniş kapsamlı projelerimin hepsini henüz hayata geçirememiş olsam da, ömür vefa kılarsa bu alanda planlarım ve hedeflerim var. Ayrıca akademik deneyim, doğru sorular sormanın ve bir konuyu farklı açılardan değerlendirebilmenin ne kadar önemli olduğunu bana öğretti.
Akademik birikimim yazılarıma sadece bilgi değil, aynı zamanda güçlü bir bakış açısı kazandırıyor.
4. Gazetecilikten akademiye, öğretmenlikten araştırmacılığa uzanan çok yönlü bir kariyeriniz var. Bu farklı alanlar yazarlık kimliğinizi nasıl etkiledi?
Gazetecilikten akademiye, öğretmenlikten araştırmacılığa uzanan bu yolculuk, yazarlık kimliğimi derinden şekillendirdi. Her alan bana farklı bir bakış açısı kazandırdı. Gazetecilik, olayları hızlı ve net bir şekilde aktarmayı; doğru ve etkili sorular sormayı öğretti. Akademik çalışmalar ise derinlik, analiz ve sağlam kaynaklara dayalı düşünmeyi sağladı. Öğretmenlik, karmaşık konuları anlaşılır şekilde ifade etme becerimi geliştirdi, araştırmacılık ise merakımı ve sorgulama yeteneğimi besledi.
Tüm bu deneyimler bir araya geldiğinde, yazılarımda hem duygusal bir derinlik hem de mantıksal bir bütünlük oluşuyor. İnsan hikâyelerini anlatırken sadece hislere değil, aynı zamanda bilgiye ve analize de dayanabiliyorum. Böylece, farklı alanlarda edindiğim tecrübeler, yazarlığımı çok yönlü ve zengin bir perspektifle besliyor.

5. Türkiye ve Azerbaycan şehitlerinin hayat hikâyelerini dünyaya tanıtmayı amaçlayan “Önce Vatan” projesi nasıl ortaya çıktı?
“Önce Vatan” projesi, aslında uzun yıllardır içimde biriken bir sorumluluk ve anlatma ihtiyacından doğdu. Türkiye ve Azerbaycan şehitlerinin yaşam öyküleri, sadece yakınları için değil, tüm insanlık için bir miras niteliğinde; cesaretleri, fedakârlıkları ve vatan sevgileri bize hikâyelerin ötesinde bir ders veriyor.
Projeyi hayata geçirme kararı, şehit yakınlarının anlattıkları yaşam öykülerini dinledikçe güçlendi. Bu süreçte, 30 yılın ardından Karabağ’da kazandığımız zafer ve Ordumuzun gerçekleştirdiği “Demir Yumruk” operasyonu, projeyle bağımı daha da pekiştirdi ve şehitlerin öykülerini dünyaya aktarma isteğimi artırdı.
“Önce Vatan”, böylece sadece bir proje değil; duygusal ve toplumsal bir bağ kuran, şehitlerin hikâyelerini gelecek nesillere aktarmayı amaçlayan bir köprü hâline geldi. Amacım, bu kahramanların yaşamlarını unutturmamak ve onların öykülerinin bir milletin direncini ve değerlerini gösteren en güçlü aynalar olarak kalmasını sağlamak.
6. Şehitlerin biyografilerini hazırlarken nasıl bir araştırma süreci yürütüyorsunuz? Aileleri ve yakınlarıyla da görüşüyor musunuz?
Şehitlerin biyografilerini hazırlarken, her hikâyeyi olabildiğince doğru ve detaylı aktarmak için titiz bir araştırma süreci yürütüyorum. Öncelikle resmi belgeleri, arşivleri ve basılı kaynakları inceliyor, ardından o kişinin hayatına dair tüm bilgileri bir araya getiriyorum.
Ailelerle iletişim de sürecin çok önemli bir parçası. Vatandan uzakta olduğum için Azerbaycan şehitlerinin aileleriyle genellikle internet üzerinden irtibata geçiyorum. Türkiye şehitlerinin aileleriyle ise, ikamet ettiğim yere yakın olanlarla birebir görüşmeler yapıyor; uzak olanlarla ise yine internet üzerinden bağlantı kuruyorum. Onların anlattıkları anılar ve yaşanmışlıklar, biyografileri sadece bilgi yığını olmaktan çıkarıp, insanlara dokunan gerçek hikâyelere dönüştürüyor.
Kısacası, şehitlerin yaşam öykülerini aktarmak için hem belgeler hem de insanların hafızasıyla bütünleşmiş bir araştırma süreci yürütüyorum.

7.“Sonsuzluğa Kanat Açanlar” projesinde özellikle Karabağ savaşında ve farklı olaylarda şehit olan askerlerin hayat hikâyelerine yer veriyorsunuz. Bu proje ile vermek istediğiniz temel mesaj nedir?
“Sonsuzluğa Kanat Açanlar” projesi, 2021 yılı 30 Kasım tarihinde Azerbaycan’ın Karaheybet Eğitim Merkezi’nde yaşanan elim kazada şehit olan 14 yiğit pilotun anısına hazırlandı.Bu proje ile vermek istediğim temel mesaj, şehitlerin sadece birer kahraman değil, milletimizin cesaretinin, fedakârlığının ve vatan sevgisinin yaşayan simgeleri olduklarıdır.
Her pilotun yaşam öyküsü, hem ailesi, hem de vatanı için verdikleri mücadeleyi yansıtıyor. Onları hatırlamak, sadece geçmişi değil, gelecek nesillere aktarılacak değerleri de korumamı sağlıyor. Projenin amacı, bu kahramanları unutturmamak ve onların öyküleri üzerinden cesaret, sorumluluk ve vatan sevgisinin önemini insanlara aktarmaktır.
“Amacım, bu proje aracılığıyla her şehidin hayatının izleyici ve okuyuculara ilham vermesini, değerlerinin ise yüreklerde ve hafızalarda ebedi yaşamasını sağlamak.”
8. Türkiye ve Azerbaycan’ın “iki devlet bir millet” anlayışını bu projelerle kültürel ve tarihsel açıdan nasıl güçlendirmeyi hedefliyorsunuz?
Bu projelerle amacım, Türkiye ve Azerbaycan’ın “iki devlet bir millet” anlayışını kültürel ve tarihsel açıdan görünür kılmak ve pekiştirmek. Şehitlerin yaşam öyküleri, sadece bireysel kahramanlık hikâyeleri değil; aynı zamanda iki milletin ortak değerlerini, geçmişten gelen bağlarını ve vatan sevgisini yansıtan güçlü simgelerdir.
Projeler aracılığıyla, halklarımızın ortak tarihini, kültürel mirasını ve fedakârlık geleneğini insanlara anlatmayı hedefliyorum. Hem Türkiye hem Azerbaycan toplumunun bu bağları daha derinden hissetmesini sağlamak, gelecek nesillere de aktarılacak bir bilinç oluşturmak benim için çok önemli. Bu sayede, “iki devlet bir millet” anlayışı sadece sözde değil, somut hikâyeler ve yaşanmış örneklerle güçlü bir şekilde pekişiyor ve insanların kalbine dokunuyor.
9. Şehitlerin hayat hikâyelerini araştırırken sizi en çok etkileyen veya unutamadığınız bir anı oldu mu?
Evet, böyle unutamadığım anlar oldu. Özellikle Türkiyeli şehidimiz Kıdemli Yüzbaşı Mahmut Top, Azerbaycan şehidimiz er Mirağa Eliyev ve pilot Şehit Albay Emil Nezirov, yazarken rüyama geldiklerinde sanki canlıymış gibi hissettim.
Aslında şaşırmadım; onlar benim için her zaman hayattalar. Ruhumda, kanımda, nefesimde varlıklarını hissediyorum. Yazarken, sanki hayat hikâyelerini kulağıma fısıldayarak yanımda oturuyorlarmış gibi bir duyguya kapılıyorum. Bu deneyim, şehitleri anlatırken hissettiğim sorumluluğu ve bağımı çok daha derinleştiriyor.

10. Önümüzdeki dönemde bu projeleri daha da genişletmeyi düşünüyor musunuz? Yeni kitaplar ya da uluslararası çalışmalar planlıyor musunuz?
Evet, önümüzdeki dönemde bu projeleri daha da genişletmeyi düşünüyorum. Şehitlerin hayat hikâyeleri sadece bir ülkenin değil, tüm insanlığın öğrenmesi ve hatırlaması gereken değerleri içeriyor. Bu nedenle yeni kitaplar hazırlamak ve projeleri daha geniş kitlelere ulaştırmak istiyorum.
Ayrıca uluslararası çalışmalar da planlarım arasında. Şehitlerin öykülerini sadece Azerbaycan ve Türkiye’de değil, dünyada da anlatmak istiyorum. Onların fedakârlığını ve vatan sevgisini evrensel bir bağla paylaşmak, iki milletin kültürel ve tarihsel bağlarını daha görünür hâle getirmek istiyorum. Projelerimle ilgili planlarım çok; Yüce Allah, hepsini gerçekleştirmeyi nasip etsin.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.