Nevruz, Türk milletinin çok eski çağlardan beri yaşattığı, baharın gelişiyle birlikte yeniden doğuşu, dirilişi, umudu ve tabiatla bütünleşmeyi simgeleyen köklü bir kültür mirasıdır. Ancak Anadolu’da zaman içerisinde yaşanan siyasal, toplumsal ve kültürel dönüşümler sonucunda, bu kadim Türk geleneği birçok bölgede eski canlılığını kaybetmiş, hatta yer yer unutulmaya yüz tutmuştur. Özellikle Osmanlı’nın belirli dönemlerinde güçlenen Arap etkili töresel ve dinî anlayışların, Türk’ün eski mevsimlik ve toplumsal kutlamalarını geri plana ittiği yönündeki değerlendirmeler, Nevruz’un Anadolu’daki seyrini anlamak bakımından dikkat çekicidir. Buna karşılık Tire, bu büyük kültürel kırılmadan bütünüyle kopmamış; Türk’ün baharı karşılama geleneğini, kendi tarihsel ve manevi dokusu içinde yaşatmayı başarmış nadir merkezlerden biri olmuştur.
Tire’de yüzyıllardır kutlanan Sultan Nevruz, bu bakımdan yalnızca bir bahar şenliği değil, aynı zamanda Türk kültürel hafızasının korunmuş bir tezahürüdür. Bu kutlamaların, özellikle Türkmen alperenlerinin ve Bektaşi dedelerinin türbeleri çevresinde yaşatılması da son derece anlamlıdır. Çünkü bu durum, Nevruz’un yalnızca mevsimsel bir dönüşümün değil; aynı zamanda Türkmen irfanının, halk inancının ve Anadolu’daki Türk varlığının manevi sürekliliğinin de bir simgesi olduğunu göstermektedir. Türbe ziyaretleri, toplu buluşmalar, ateş etrafında şekillenen gelenekler ve baharı karşılayan coşku, Tire’de Nevruz’un yalnızca takvimsel bir gün değil, yaşayan bir tarih bilinci olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır.
Bu çerçevede 1402 Ankara Savaşı sonrasında Timur’un Tire’de kışı geçirdiği ve baharı burada karşıladığı yönündeki tarihsel anlatı da ayrıca önem taşımaktadır. Yaygın kabul gören yerel değerlendirmeye göre, Timur’un beraberindeki Orta Asya Türk geleneği, Tire’deki Nevruz kutlamalarının güçlenmesine ve kurumsallaşmasına zemin hazırlamıştır. Böylece Tire, Anadolu’da unutulmaya yüz tutan bir Türk töresinin yeniden görünür olduğu, hatta korunarak sonraki kuşaklara aktarıldığı özel bir merkez haline gelmiştir.
Bu yönüyle Sultan Nevruz, sadece geçmişin bir hatırası değil; aynı zamanda Osmanlı dönemindeki farklı kültürel etkiler arasında Türk kimliğine ait unsurların nasıl direnç gösterdiğinin de sembollerinden biri olarak değerlendirilebilir.
Sonuç olarak Tire’de yaşatılan Sultan Nevruz geleneği, Türk milletinin tarihsel kökleriyle bağını koparmayan, aksine o bağları manevi ve toplumsal biçimde diri tutan önemli bir kültür mirasıdır. Anadolu’nun birçok yerinde zayıflayan Nevruz coşkusunun Tire’de canlı kalması, bu ilçeyi yalnızca yerel bir kutlama merkezi değil, aynı zamanda Türk tarihinin ve Türkmen ruhunun korunmuş hafıza alanlarından biri haline getirmiştir. Bu nedenle Sultan Nevruz’a yalnızca bir gelenek olarak değil; Türk’ün Anadolu’daki kültürel devamlılığının, direncinin ve köklü varlığının yaşayan bir işareti olarak bakmak gerekir.